7 Şubat 2010 Pazar

Beyinsiz

Sinirinden arındı ve üzüntüleriyle baş başa kaldı. Tekrarın tarihi yendiğini tekrar gördü ve eli kolu bağlı izledi hepsini. Beyni yandı, kulakları çınladı, gözleri kızardı ama yaşlar düşmedi, nefes alışı hızlandı; bir kalbi olduğunu hatırladı, beyni yanmaya devam etti, düşünceler giderek daha da hızlanmaya, daha da büyümeye başladı, sinirleri yırtarak aktılar. Kulaklarında çınlayan beyin hücrelerinin yardım çağrılarıydı, milyonlarca geri dönülmeyen arama, hepsi boşluğa aktı, beyni eridi, buharlaştı, havaya karıştı. İstemsiz bir titremeyle yazmaya devam etti, son hayat belirtilerini üstün olmayan bir çabayla kağıda haykırdı. Bağırmadı, bağıramazdı; kafası patlamış her yer kana ve hayal kırıklıklarına bulanmış, nefret kokuyordu, işte şimdi tüm egosundan ayrılmış, apayrı bir dünyadaydı. Neden neden neden diye kasıldı tüm vücudu ama ses çıkarmadı, çıkaramazdı. Kafası patlamış kan damlaları tüm bir duvarı nedenlerle kaplamış, gerçek kokuyordu. Sonunda ulaşabilmişti istediğine ama bilemedi onun bu koku bulutu olduğunu, zaten koklamadı, koklayamazdı...

5 dakika sonra:

Bitap düşüp yazmaya ara vermişti. Geri dönüp yazdıklarını okudu. Kafası yerindeydi, görebiliyordu. Kaleminin çıkardığı sesi duyabiliyor, pis nevresimlerinin kokusunu ciğerlerine çekebiliyordu. Her şey yerli yerinde gibi hissetse de bir şeyler eksikti, biliyordu. Bağırdı, alt komşu uyandı, sesi de duruyordu işte yerinde. Kalemi bırakıp düşündü, kafasından integraller, sabah okuduğu kitaptan bölümler, genel kültür soruları geçirdi. Evet, beyni de gayet güzel çalışıyordu. İçindeki boşluğa hiç bir anlam veremedi, bunaldı, sıkıldı, terledi, bağardı, ayağa kalktı ve ... uçuyordu. Durumu kavrayamadı, havada tökezleyip yere çakıldı, doğruldu ve yükseldi, yükseldi, durdu. Odanın tavanını sınır sanıyordu. Yatağında yatan başsız garip yaratığa baktı. Yırtık şortuna, kanlı tişörtüne göz gezdirdi. Neler olduğunu anlamadı, anlamaya çalışmadı. Sadece bildi. Orada yatanın kendi cesedi olduğunu bildi. Aşağı süzüldü yanına yaklaştı, kendisini hiç böyle görmemişti, ağlamak istedi ağlayamadı. Gözüne bir not ilişti:

Kendi kendine patlamak üzere olan kafasına silahı dayadı. Ama tetiği o çekmedi, çekemezdi... Bum!